Sansür

Haziran 27, 2009

Sansür bilgiye ulaşmada önümüze çıkan bir otorite keyfiyetinden başka bir şey değildir. Her insan hangi bilgiye ulaşmak istiyorsa ona ulaşabilmelidir ve bunun kararını kişi kendisi verebilmelidir; baskı ve kısıtlama değil.
‘Sansüre HAYIR’ diye bir kampanya var ve birçok sitenin erişiminin engellenmesine karşı bir oluşum. Ekşi Sözlük de bu kısıtlamanın kurbanlarından birisi… Tıklayıp destek verebilirsiniz.
ekşisözlük

Neda

Haziran 22, 2009

neda

Adı Neda.

İran da seçimler sonrası başlayan isyanda bir eylemci…

Felsefe öğrencisi…

Özgürlük yazıyor pankartında, özgürlük istiyor halkı için,özgürlük çağrısı o..

Vuruluyor devletin beslediği kokuşmuş adi bir besiç tarafından,düşüyor,gözleri kayıyor ve babasının kollarında ölümsüz oluyor.

Alexis.Carlo, ve daha nice devlet eliyle öldürülen yiğit insanlardan o.

Cenazesi yasaklandı,naaşına devlet el koydu..

O bildiğimiz sadece biri,daha kaç tane onun gibi özgürlük şehidi var bilmiyoruz.

Aşağıdaki video yu izleyin izlettirin, ‘koptum ya çok komik,yarıldım,mutlaka izle’ gibi saçmalıklara verdiğiniz zamanın 2 dakikasını bu video ya verin.Bir genç kızın devlet terörüyle yok edilmesini izleyin, mideniz kaldırmasada izleyin,insanlığa sürülen bu lekeyi ,akan kanları, gözyaşlarıyla silemeyeceğimiz bu lekeyi gorun,Neda nın değil insanlığın ölümünü görün…

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1149602027692

Babalar Günü!

Haziran 21, 2009

Bugün babalar günü…Babalar günü, her yıl, haziranın 3. pazar günü kutlanır ve bu gün, 2009 yılında Haziranın 21′ine denk gelir.
Babalarımız ister yanımızda, isterse çok uzaklarda olsun, her zaman bizim dayanağımız ve içimizdeki gücün başlangıcı olmuşlardır…O yeri geldiğinde sıcak bir eldir uzanan rüyalara ve uzakların vakti geldiğinde şefkatli bir köprüdür dünyanın acımasız soğukluğuna. Bir kız için dünyadaki ilk farklı yaratık, bir oğlan içinse dünyadaki ilk örnektir. Yakınlarda çıkan en ufak fırtınada, ardına düşünmeden saklanabileceğimiz bu sayede zamanla ardına saklanılacak olana dönüşmeyi öğretendir. Zorluklar karşısında dik durabilmeyi, onurlu ve dürüst olmayı, hakkını aramayı, doğru bilineni savunmayı, iyiliği, dostluğu, insan olmanın ayırdına vardıran onca güzelliği keşfedip yaşamanın zevkini öğreten sevgili hayat yoldaşları ‘anne-baba’ nın ayrılmaz parçasıdır; baba. Yıllar eskitemez onu, yollar da… Ve çekilen sıkıntılar yıpratmaz onu hiç…Hiçbir zaman uzak olmaz; yıllar sonrasına da rast gelse buluşma vakti hiç yaşlanmamıştır o…Aynı babam işte dersin…Tıpkı elimden tutmuş, bana tarlalarda bitkileri öğretirken baktığı gibi bakıyor ve tıpkı o zaman güldüğü gibi gülüyor gözleri…Hiç değişmeyen sıcacık bir sevgi öyküsüsün BABAM benim!!!
Tüm gerçekliğiyle her zaman ruhumuzu saran babalarımızın BABALAR Günü Kutlu Olsun Efendim:D
_+Necmiye Koca+_ baba
babalar002it3

SINAV SINAV SINAV

Haziran 14, 2009

               Bugün ÖSS yapıldı ve yaklaşım bir buçuk milyon insan bu sınava girdi. Peki, şimdi ne olacak? Üzülenler, sevinenler, arada kalanlar… Ben bu sınava 2 yıl önce girdim ve istediğim bölüme ve üniversiteye yerleştim. Peki, şimdi bu sınavdan çıkan arkadaşlarım için ne düşünüyorum?

                Oturdum bilgisayarın başına hem müzik dinliyor hem de yazımı yazıyorum. Belki de “senin tuzun kuru” diyorsunuz benim için. Şöyle bir düşündüm de hiç de tuzum kuru değilmiş. Hayatımda ÖSS dahil hiç bu kadar ders çalıştığım günler olmadı. Üniversite vizeleri, finalleri derken yılda 4 kez bu stresi haftalarca yaşamak zorunda kalıyorum. Yani iş üniversiteyi kazanmakla olmuyor. Yıllardan beri bizi strese sokan sınavlar sanırım bitecek gibi de görünmüyor. Bu da bizleri hayattan kopartıp asosyal bireyler olmamız yoluna sokuyor.

                Bu yazımı okuyan herkese bir tavsiyem var. Arkadaşlar hayatınızı okula endekslemeyin. Mutlaka bunlar dışında en az bir hobiniz olsun. Hobileri olan insanlar hayata daha sıkı bağlanırlar ve hayatı daha fazla severler. Önlerindeki engelleri daha kolay aşarlar. Belki de bir gün zorlanarak girdiğiniz üniversiteden ayrılıp hobileriniz yolunda ilerleyerek bir meslek sahibi olursunuz. Tabi üniversiteyi bırakmak zorunda değilsiniz.  Okumasam hiç bir şey olamam demeyin. Mutlaka bir iş sahibi olursunuz ama istediğiniz bir iş olur mu bilemem. Bu durum üniversite mezunları için de geçerli. İstediğim iş mi? diye mutlaka sorarsınız kendinize.

               Bizleri zorla sınavlar yoluna iten sisteme ne kadar isyan etsek de boş. Çünkü buna zamanımız yok. Yapmamız gereken şey önce sakin bir zamanda oturup düşünmek. Bizlere dayatılan bu sınavlarla dolu yolda ilerlemek için çözüm yolları aramak. Hayatımızı yönlendirecek kritik yolları öğrenmek ve bu yollarda emin adımlarla ilerlemek için elimizden geleni yapmak zorundayız. Ancak hiçbir zaman bu yollarda ilerlerken asosyal olmayı tercih etmeyin. Yapmak istediğiniz bütün sosyal faaliyetlere katılın. Deli gibi sadece sınavlara çalışan insanlardan olmayın. Sadece çoktan seçmeliden bir sonuç çıkaran insanlar değil de her zaman söyleyecek sözleri olan aklı başında ve çok seçenekli insanlar olun. Üniversite hayallerim gelecek yıla kaldı diyenler de sakın üzülmeyin. Adımınızı daha sağlam atmak için sizlerin bir yılı daha var. Bu bir yılı avantaja dönüştürün. Kendinizi paralamayın. Siz hayatın değil hayat sizin parçanız olsun.

               Hoşça kalın.

…aLpEr…

Yaz Geldi…

Haziran 7, 2009

Artan sıcaklıklar yazın geldiğinin habercisi gibi görünüyor. İhtiyaçlar diye adlandırdığımız şeylerin listesinin uzadığı aylar, yaz ayları…Farkında olmadan her yaz aslında ihtiyacımız olmayan bir çok şey tüketiyoruz. Deniz çantası ve içine doldurulan o kremler, tonikler vs. bunların ilk grubu. Bitkisel ve daha sağlıklı onca yolu var güneşten korunmanın ama biz belki üşenmekten belki de bilmemekten doğaldan uzaklaşıyoruz her geçen gün. Tüketmek yaşamımızın odağı haline geliyor. Bu yaşamın anlamını ve zevkini yitirmemize yol açıyor. Üstelik dengesiz bir döngü oluşuyor. Kimi açlıktan ölürken kimi bolluktan ölüyor.(Dengesiz beslenmenin yol açtığı hastalıklar) Buna engel olmak ya da biraz olsun yavaşlatmak için kendimize gelip gereksiz tüm bağımlılıklarımızdan kurtulalım.2gif_yoksul

21 HAZİRAN DÜNYA ALS / MND GÜNÜ

Haziran 7, 2009

21haziranDünyada yaklaşık 100 binden fazla ALS’ye tutulmuş insan yaşıyor. 21 Haziran Dünya ALS/MND günü (Global Day) olarak kabul ediliyor. Hastalık Amiyotrofik Lateral Skleroz, ya da Motor Nöron Hastalığı adları ile anılmakta. İçerisinde bulunduğumuz bu ayın 21. günü Dünya ALS/MNH Günü olarak anılıyor. Kısa bir hatırlatma yapayım dedim. Bu günün, hastalığın daha çok kişi tarafından öğrenilmesi ve tedaviye yönelik daha fazla çalışma yapılması ve bu güne dek yapılmış yenilik ve destek tedavilerin öğrenilmesi açısından bir araç olarak kullanılabileceğini düşünüyorum. Bu durum zaten dünya çapında bir örgüt olan World Alliance of ALS/MND Associations tarafından da belirtilmiş durumda.

Cüzam Nedir?

Mayıs 20, 2009

Cüzam Nedir

Prof. Dr. Türkan Saylan 18.05.2009’da aramızdan ayrıldı; her ne kadar hala eserleriyle ve çalışmalarıyla yolumuza ışık tutsa da… Yaşamının çok boyutluluğunu tartışmak yersiz. O hem bir doktor, hem bir çağdaş yaşam savaşçısı, hem örnek bir kadın hem de anneydi.Doktor olarak en çok üzerinde durduğu konu -Türkiye’deki mücadelede öncüdür- cüzamdı. Tıptaki adıyla lepra…Peki cüzam nedir ve nasıl bir hastalıktır?

Cüzam Nedir?

1876′da Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından keşfedilen lepra basili (=Hansen Basili veya Mycobacterium Leprae) tarafından oluşturulan öncelikle, deri ve siniri tutarak belirtilerini gösteren kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır.Tıpta Lepra adıyla anılır.

HERKES CÜZAM HASTALIĞINA YAKALANIR MI?

Lepra hastalığını yapan basile karşı insanların pek çoğunda doğal bir bağışıklık hali vardır. “Hücresel immunite” nedeniyle oluşan bu bağışıklık hali insanlara kendinden önceki soylardan gelen bir özelliktir. Bu insanlar lepra basilini almış olsalar da, vücut dirençleri basili yok edeceği için hastalık ortaya çıkmayacaktır. Bu bağışıklık halini ölmüş lepra basilleriyle yapılan Lepromin Testi (Mitsuda Testi) ile anlamak mümkündür. Ancak çok az oranda insanda bu doğal direnç hali kendinden önceki soylarından onlara geçmez. Bu kişiler daha çok lepralı hastaların yakınlarıdır. Eğer bu dirençsiz kişilerin yakın çevrelerinde (aile fertleri içinde) halen dışarıya lepra basili çıkaran tedavisiz bir lepralı hasta varsa ve bu kişiyle uzun süreli ve yakın teması olmuşsa bunun sonucu olarak damlacık yoluyla alacakları çok sayıdaki lepra basili nedeniyle hastalığa yakalanabilirler. Bulaşma genellikle aynı aile içindeki büyüklerden 10-11 yaşına kadar olan çocuklara yönelik olarak ortaya çıkmaktadır.

HASTALIK BELİRTİLERİ HEMEN ORTAYA ÇIKAR MI?

Birçok hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da bir kuluçka dönemi vardır. Yani belirtiler mikrop vücuda girdikten hemen sonra ortaya çıkmaz. Lepra hastalığında etken vücuda alındıktan 2-7 yıl sonra ilk klinik belirtiler ortaya çıkar. Kuluçka süresinin değişken ve uzun olması tanı koymayı güçleştirmektedir.

LEPRA HASTALIGININ KAC TIPI VARDIR?

Lepra hastalığının temel olarak iki klinik tipi vardır. Bu klinik tipler yine kişinin, hastalık etkenine karşı mevcut olan vücut direnciyle belirlenir. Direncin hiç olmadığı kişilerde basil kolaylıkla çevresel sinirlerin kılıflarını(myelin kılıf) oluşturan Schwann Hücrelerine ulaşıp yerleşerek buralarda çoğalırlar. Bu klinik tipe LEPROMATÖZ LEPRA denir.

Lepra hastalığının ikinci tipi vücut direnci sağlıklı insanlarla karşılaştırıldığında daha az olsa da yine de bulunan kişilerde ortaya çıkar ve TÜBERKÜLOİD LEPRA adını alır. Bu tipte az da olsa bulunan direnç hali nedeniyle hastalık vücudun bir bölümüne hapsedilmiş gibidir. Yani belirtiler sadece bir bölgede görülür. Aynı şekilde sinir hasarları da daha az yere yayılmış olacaktır.

Bağışıklık hali bu iki lepra tipinin arasında olan kişilerde bir ara klinik form oluşur. Buna genel olarak BORDERLİNE LEPRA adını alır. Ancak bu tip lepra kendisi farklı bir klinik tip olarak algılanmamalıdır. Çünkü genellikle iki ana tipten birisine benzer klinik bulgularla karşılaşılır. Bu nedenle bu formadaki lepra hastalarının klinik tanıları “BORDERLİNE LEPROMATÖZ LEPRA” ya da “BORDERLİNE TÜBERKÜLOİD LEPRA” adını alır.
Bilimsel içerik alıntı yeri:www.cuzzam.org.tr/cuzzam.htm Edited by:Necmiye Koca

Türkiye’de Gazete Okuma Yerleri

Mayıs 15, 2009

TÜRKİYE’DE GAZETE OKUMA YERLERİ
Türkiye’de gazetelerin ne kadar okunduğu tartışılır bir konuma gelmiştir. Bununla birlikte birçok farklı yönden gazetelerin okuyucuya ulaşması sorunu ortadan kalkmasına rağmen okunma oranının azlığı hala temel sorunlardan biridir.
Gazetelerin tirajlarını yükseltmek için yaptırdığı birçok araştırmada, Türk halkının okumadaki gerekçelerinden biri gündemden haberdar olma; okumamalarının gerekçelerinden biri ise gazete için vakit bulamama ve bunun yerine gündemi televizyondan veya radyodan takip etme olarak görülmüştür.
• Peki, okunan gazeteler nerede okunuyor?

Gazete okuyucusu üzerinde yapılan gözlemler sonucunda gazetelerin, insanların en çok boş zamanının geçirdiği evlerinde okudukları tespit edilmiştir. Bunun nedeni kısmen okuyucunun sabahları kahvaltısını yaparken güne hazırlık olarak gündemi öğrenmesi olarak yorumlanabilir. Gazetenin evlere dağıtımını yapan markalar ise bu okunma konusunda bu açıdan daha avantajlıdırlar.
Evlerde okumak için fırsatı olmayanlar sosyal durumlarına göre okullarında veya işyerlerinde gazetelerin günlük olarak alındığı, çalışanların ve öğrencilerin okumaları için oluşturulan yerlerde okurlar. Bu dinlenme salonları, kütüphaneler, kafeteryalar vs. olabilir.
Gazeteleri basılı olarak değil de internet üzerinden e-kitap şeklinde takip eden okuyucular da vardır. Bu kişiler günlük yerli ve yabancı gazetelerin çoğuna kolaylıkla ulaşabilirler ve okurlar. “pressdisplay.com” gibi sitelerde bu tür içerikler mevcut olup bir miktar ücret karşılığı gazetelerin tüm sayfalarına ve eklerine ulaşabilirler.
İnsanların okuma ihtiyaçlarını karşılamak için pek çaba göstermediği hatta okuma ihtiyacı hissetmediği Türkiye’de pek çok insan da gazeteyi gördüğü yerde okumayı tercih etmektedir. Yani kişi yaptığı herhangi bir işten dolayı yeri kirletmemek için serdiği gazeteye göz gezdirir; alışveriş yaparken gazete standında manşetlere bakar; kendisini ve çevresini ilgilendiren bir haber olduğunda gazete alır ve okuma ihtiyacını doğurur ve okur.
Alper ŞENDERE

MERHABA!

Mayıs 11, 2009

ALS herkesin başına her an gelebilecek bir hastalıktır. Bu tarih itibariyle elimden geldiğince deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Bu hastalıkta mücadelenin öneminin yerinin en başta olduğuna ve dayanışma, yardımlaşmayla çoğu sorunun aşılabileceğine inanıyorum.

ALS sinir hücreleriyle ilgili bir hastalıktır. Tıpkı vücudumuzdaki bazı enzimlerin aşırı salgısının çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına yol açması gibi sinir hücrelerinin kaslara ileti yolladığı kanallarda üretilmiş fazlalıklar da bu hastalıkta etken rol oynar. Zamanla sinir hücrelerinde ve iletim sinirlerinde tahribata sebep olur ve beyinden gelen sinyallerin kaslara iletilememesi sonucu hareket kısıtlaması başlatır. Beyinden kaslara giden ve hareketi gerçekleştirmemize yarayan kanallarda oluşan rahatsızlıktır. Bu sinir kanalcıkları, iç ve dış olmak üzere iki ana yapıya ayrılır. Bu kanalcıkların ikili yapısı, elektrik kablolarının içindeki iletken tel ve dışındaki yalıtkan kısma benzetilerek daha iyi anlaşılabilir. Bu benzetmeden yola çıkarak anlatacak olursak, içteki(iletken tel kısmı) kısımda görülen hastalık AMYOTROFIK LATERAL SKLEROZ (ALS) olarak tanımlanırken, dıştaki(yalıtkan kısım) kısımda görülen hastalık MULTIPLE SKLEROZ (MS) olarak tanımlanır.

Bu hastalıkla ilgili forum sitesinden yoğun şekilde yararlanılabileceğini düşünüyorum. Bakmanızda fayda var. Buradan siteye ulaşmanız mümkün.

Necmiye Koca

Kelebek ile Çekirge

Mayıs 10, 2009

GAMZE SAYAR ın ödev amacıyla yazdığı bir çocuk hikayesi…

imger

Kavuran bir yaz günüydü.Diğer böcekler gİbi o da dışarıya çıkmştı.Tek ümidi biraz yiyecek bulabilmek ve o günü tok geçirebilmekti.Zaten en çok yiyen böceklerden biriydi,çiftçiler ondan nefret ederdi,kaç kez ölüm tehlikesi atlattığına kendi bile şaşıyordu ama doğa ondan yaşamayı esirgememişti.Günün programı değişmeyecekti,yine gidecek tarlaları talan edecek ve insanların ona karşı kullanıp da her seferinde canını yakan şeylere maruz kalacaktı.Kimi ilaç sıkacak kimi ayakkabısıyla ezmeye çalışacaktı.Az da olsa uçabilme kabiliyeti vardı,bunu her düşündüğünde mutlu oluyordu,çünkü onun olmayan yaşama hakkını ona kanatları veriyordu.Çekirge kafasında dönen ölüm korkusunu bastırabilmek için kafasını kaldırdı,bir müddet güneşe baktı.Derken garip bir gölge geçti üzerinden.Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti,büyüleyici derecede güzel kanatları vardı.Gökyüzünde rüya gibi süzülüyordu,gökkuşağı kadar güzeldi.Bir tüy gibi yere doğru uçtu ve bir çiçeğin üzerine kondu.O kadar güzel ve hayran olunasıydı ki!çekirgenin kendine baktığını farkedince gülümsedi,’merhaba’ dedi.Çekirge ona doğru gtti ve ‘dünyada böyle bir güzellik var mı?sen gerçek olamazsın’ dedi.Kelebek güldü “Ben bir kelebeğim,kelebeklerin özelliği budur.”sen nesin peki daha önce bacakları bu kadar çarpık ve garip bir yaratık görmemiştim doğrusu! Çekirge üzülse de belli etmedi.Kelebek haklıydı sonuçta garip görünüyordu ve bacakları çarpıktı.Ayrıca onun kadar güzel değildi ve uçamıyordu.Kanatları sadece sıçrama mesafesini artırıyordu.Altta kalmak istemedi yine de “ama bacaklarım ve kanatlarım sayesinde,zıpladığım zaman uzak mesafeye kadar gidebiliyorum,bu da biz çekirgelerin özelliği”dedi.Kelebek bir an durdu,biz çiçeklerin polenlerini taşıyarak çiftçilere yardımcı oluyoruz ama siz yağmacının tekisiniz,tek bir ürün bile bırakmadan talan ediyorsunuz! diye söylendi.Çekirge o zaman bana bir kelebek gbi yaşamayı öğretir misin?diye sordu.Kelebek şaşırmıştı ama birilerinin kendisine özenmesine de çok mutlu olmuştu,elbette dedi gülümseyerek.Ertesi gün buluşmak üzere anlaştılar.Güneş tam tepeye gelip de kendi gölgelerini göremedikleri vakit büyük söğüt ağacının altında olacaklardı.Çekirge gün boyu kelebeğin ne kadar güzel olduğunu düşündü.O kocaman pembe kanatlarıyla ne kadar sevimli göründüğü aklından çıkmadı.”İyi ki kabul etti,hem onun gibi yaşamayı öğreneceğim hem de bu onunla yaşamaya daha kolay adapte olmamı sağlayacak”diye düşündü.Sabaha kadar hayal kurdu ve nihayet ilk gün ışığını gördü.Heyecanlıydı.Onu görmenin anlamı bir anda herşeyden üstün hale gelmişti.Sonunda güneş tepeye geldi.Büyük söğüt ağacına doğru yol alma vakti gelmişti.Tam tahmin ettiği gibi kelebek onu bekliyordu.”Yeni öğrencimi sevgiyle selamlıyorum,nasılsın bakalım?”.Çekirge hiç olmadığım kadar iyi” diyebildi gülümseyerek.”Güzel,o halde başlayabiliriz,ilk dersimz kelebek gibi uçabilmek,hazır mısın?” “Elbette,hadi yapalım şunu”.Kelebek uçamaya başladı.Çekirge uçmaya çalışıyordu ama neticede o bir çekirgeydi,kesik kesik havalanıyordu.Halbuki kelebek uçmak için yaratılmıştı sanki,ne kadar da güzel çırpıyordu kanatlarını,süzülüyordu…Ara vermedn duraksamadan uçuyordu.Çekirgeye bu bir işkence gibi gelmeye başladı.Bir süre sonra,dayanamıyordu.Bir bahane bulmalıydı ama ne?durdu birden,”acıktım,mola verelim” dedi.Kelebek ona baktı,çekirge bir an kızacağını sanmıştı ama aksine gülümseyerek olur anlamında başını salladı.Çekirge mutlu olmuştu.Ama kelebek rahat durmadı yine,”o zaman bir kelebek gbi yiyeceksin’ dedi.Tabi çekirge anlamamıştı.Çekirgenin bomboş bakan gözlerini gören kelebek kendini açıklama yapma durumunda hissetti.Kelebekler çiçek özleriyle beslenir gel hadi nasıl yapıldığını gösteriyim sana.Cennet bahçesi kadar güzel bir yere geldiler.Burası bir çiçek bahçesiydi.Kelebek kendine bir çiçek seçti,bu bir hanımeli çiçeğiydi.Çiçeğin uzun gövdesine burnunu uzattı,o anda burnu bir hortum gibi uzadı ve çiçeğin içine girdi.Burnuyla çiçeğin özünü içine çekti ve yuttu.’sıra sende’ dedi.Çekirge ağznı sokmya çalıştı ama nafile o koca kafasının yanında çiçeğin ağzı küçücük kalıyordu.Ama başarısız olduğu görünmesin diye rol yaptı ‘ne kadar da güzelmiş’ diye haykırarak.Kelebek çok mutlu olmuştu.Bunu gören çekirge söylemeye karar verdi ve kelebeğe doğru yürüdü.Kekeleyerek ’şey… ben seni gördüğüm zaman…sen çok güzeldin ve…’ diye tam söze başlamıştı ki,kelebek olduğu daldan yere düştü.Her şey bir anda olmuştu ve çekirge anlamıyordu.Kelebeğin yanına gitti,ilk kez resmen uçmuştu neredeyse.Kelebek ona zar zor gülümsedi ve şunları söyleyebildi ‘öğrenmen gereken son ders;hayatını 1 haftaya sığdırmak zorundasın’ dedi ve gözlerini kapadı.Çekirge çok üzülmüştü ama hayatı adına öğrendği çok önemli 2 ders vardı 1)olduğundan farklı görünmeye çalışma,sen kimsen osun ve hayattaki var olma anlamın da bu zaten 2)sevdiğini söylemek için bekleme,bir sonraki an bile çok geç olabilir…

GAMZE SAYAR